Booking.com

Egzotik adaları herkes kendi dilinde anlatıyor, hepsi de birbirinden şairane, hepsi birbirinden güzel ve özenli..

Saygın Ersin’in “Pir-i Lezzet” romanındaki bir bölümü ise bize gördüğümüz Seyşelleri hatırlattı, belki hayallerdeki bir adaydı yazılan ama Seyşeller’de hayal gibi bizce…

“Eli mecbur, inmişti Aşçıbaşı. Ne dinlerini bildiği, ne dillerinden anladığı, siyah renkli vücutları beyaz dövmelerle bezeli, iri yarı ve tekinsiz simalı kürekçilerin arasına oturmuş ve kelime-i şahadet getire getire adaya doğru yola koyulmuştu.

Fakat hiçbir şey korktuğu gibi gitmemişti. Suyun lisanını ana dilleri kadar iyi bilen bu adamlar, deniz sertleştikçe kürekleri yavaşlatmışlar, kayıkları dalgaların akışına bırakarak rahatça kıyıya doğru yol almaya başlamışlardı.

Uzaktan yekpare bir ada gibi gördüğü şeyin, aslında denizin üstüne serpiştirilmiş yüzlerce küçük kayalık olduğunu o zaman fark etmişti Aşçıbaşı. Kürekçiler usta manevralarla kayıklara yön vererek bu adacıkların arasından kolayca sıyrılmışlardı. Asıl kara parçasına ulaştıklarında ise Aşçıbaşı, gördüğü güzelliğin hayal olup olmadığını anlamak için gözlerini birkaç kez kapatıp açmak zorunda kalmıştı…

Ömründe o güne kadar görmediği berraklıkta, rengine ne mavi, ne de yeşil diyebileceği, değil içindeki balıklar, dibindeki beyaz kum taneciklerini bile tek tek parıldayan, alabildiğine duru ve durgun bir deniz uzanıyordu önünde.

Dünya bir anda öylesine değişmişti ki birkaç arşın gerisinde hala çılgınca kayaları dövmekte olan dalgaların o korkutucu gümbürtüsü bile, huzurlu bir yaz akşamında anlatılan bir umacı masalı kadar hayali ve yalancı kalıyordu. Denizin dibini boydan boya örten beyaz kumlar, tatlı bir meyille yükselerek sudan kurtuluyor ve dar bir kumsal haline dönüşerek adanın kıyılarını sedef bir kuşak gibi çevreliyordu. Kumun bittiği yerde başlayan, boyunlarını sahilin üstünden denize doğru uzatmış palmiye ağaçları, beyazın ve mavinin üzerini yeşilin en yumuşak tonuyla gölgeliyordu.

Aşçıbaşı, kıyıya ne zaman çıkıp da sahilde yürümeye başladığını pek iyi hatırlamıyordu. Ayaklarının altında gıcırdayan kum, yüzünü okşayan rüzgar, güneşlenmiş deniz ve yaprak kokusu ve artık iyice uzaktan gelen dalga seslerinden başka hiçbir şey kalmamıştı aklında. Ancak Hanım’ın sesiyle kendine gelebilmişti…………”

Pir-i Lezzet

Yazar : Saygın Ersin

A.P.R.I.L Yayıncılık

Sestri & Dinle

Merhabamız rengini Ege’den alır…

Kırmızımız rengini Mevlana ve Yunus’un Aşk’ından getirir…

Boyandık yola düştüğümüzde Ege’den maviye; karadaki denizden de kırmızıya.

Şimdi Sestri ve Dinle birlikte boyayacak tüm dünyayı ve Anadoluyu yeniden ve en yenisinden maviye kırmızıya….

SESTRİ & DİNLE HAKKINDA