Booking.com

Üretim ve tüketim alışkanlıklarımızı değiştiren pandeminin geleceğin seyahat anlayışını değiştireceği kesin. Turizm sektörünün önemli aktörleri ve araştırmacılara göre Covid’in yarattığı farkındalık ve içimize işleyen yeni yaşam alışkanlıkları yeni nesil turistlerin yaratılmasında ve seyahat alışkanlıklarımızın değişmesinde öncü. Ortak niyet bu değişimin iz bırakacak yönde olumlu yeniliklere kucak açması. Otel geliştirme danışmanı Robin Kestek anlatıyor.

COVID pandemi süresi ve beraberinde gelen fiziki ve ekonomik saadet belirsizliği, bence tüketicideki belirli değerlerin farkındalığının hızlandırdı. Bunlardan önde gelenler bireysel sağlık, tek başına yeterlilik, bugünün önemi, mutluluk ve hepsinden öte tükenme seviyesinde yaşadığımız hızlı hayatın içerisinde, bir “break (mola)” ihtiyacı… “Yavaşlığın” hem mutluluk hem de sağlık açısından önemi.

Bu yavaşlama ilk başta “yeme içme” endüstrisinde “slow food movement” olarak hızlı hazır yemek zincirlerine karşı, daha lokal ve sezonluk malzemeler ile yeme içme zevkini vurgulayan akım ile başlayıp, bugün hayatımızın her alanına girmeye başladı.

Aynı şekilde FOMO’nun özellikle öne çıktığı New York, Londra, İstanbul gibi canlı şehirlerde, artık kimse bir şeyleri kaçırma derdinde değil. Birkaç yıl içerisinde ülkelerin refah seviyelerini belirlemek için “Gayri safi yurtiçi hasıla” rakamları yerine “duygulu, anlamlı, mutlu” gibi değerlerin kullanılacağını düşünüyorum. Örneğin Monocle gibi bazı kurumlar “Hayat Kalitesi Araştırması” adı altında yeni bir sıralama geliştirdi ve şehirleri mimari, ulaşım, küresel bağlanılırlık, toplu taşıma, suç oranı, çevreye duyarlılık, iş ortamı, ileri görüşlülük, vizyonerlik, idari planlamalar gibi kriterlerle “yaşanabilirlik” seviyelerini listeledi. Benzer şekilde, yeni tüketici anlayışındaki kişilerin de toplumun bir zamanlar değer olarak kabul ettiği somutları soyutlaştırıp değiştirmek isteyecektir diye düşünüyorum. Tüketici, hatta toplumun geneli, kendi verimliliğini ve önemini “yoğunluk”, “daimi sosyaleşme” ve “7/24 meşguliyet ve çalışma” ile ölçerken; COVID süreci bu yoğunluğu tam anlamıyla görmek (toplantı arasında yemek pişirip evi temizleyip ikici toplantıya girmek gibi) ve sorgulamak için çok doğru bir zaman idi. “Bir şey yapmadım” demek suçluluk duygusu uyandırırken norm ve istenen durum haline geldi.

Bir saniyeliğine pandeminin süresi veya hemen yarınki turizm endüstrisi üzerindeki etkisi gibi kimsenin öngöremediği ve tek bir cevabı olmayan bilmeceleri kenara bırakıp, 2030’daki geleceğin gezginlerine odaklanalım.

Bağ Kurmak ve Değer Katmak Üzerine Seyahat

Son dönemde gözlemlediğimiz iş amaçlı seyahat ile tatil amaçlı seyahat arasındaki çizginin yok olma noktasına gelmesi, geleceğin gezginlerinin paha biçilemez ortamlardaki deneyimlerin derin arayışında olması, önümüzdeki senelerde “geleneksel” otel konaklamaları yerine “benzer düşünceye sahip” bireyleri farklı programlarla bir araya toplayan “komünite” çerçevesinde kurgulanmış yeni ürünlerin öne çıkacağının bir göstergesi diyebiliriz. Birçok görüşe göre yeni turizm talebinin merkezini “bilinçli/ amaçlı turizm” ve “kültür etrafında komünite kuran mekanlar” oluşturacak. Bir zamanlar garip veya ilginç gelen yalnız seyahatler artacak ve hatta bir norm haline gelecek. Gruplanmanın bir ihtiyaç olmaktan çıkıp, bireysel gelişim ve ruh halini bulmak adına kendiliğinden gelişen buluşmaların çoğalacağını düşünüyorum.

Özgün, gerçek, erişilemez, her şeyden uzak, eşi benzeri olmayan doğalardan oluşan destinasyonlara olan talep, yeni bir kaçış turizm türü olarak adlandırdığım “Elevated Escapism”in (Entelektüel Kaçamak) tohumlarını atacaktır. Bununla birlikte basitliğe dönüşün devam edip, bir zamanlar kullanmadığımız ama lüks olarak algıladığımız servis ve imkanları “gereksiz” sayacağımız ve “yeterli”yi tercih edeceğimiz bir döneme giriyoruz diyebiliriz. Bu akım farklı kitlelerde etkisini farklı şekillerde göstermeye başlamıştı bile- örneğin lüksün değerlerinin değişmesi ile “barefoot luxury” gibi kavramların yakın zamanda ortaya çıkması gibi. Ama bana kalırsa “Elevated Escapism” konsepti basitliğe dönüşten daha fazlası, bir düşüncenin yansıması olacak.

“Elevated Escapism”/Entelektüel Kaçamak esasen tüketicinin belirlediği bir kaçış felsefesi. Daha “üst bir amaçla” bağ kurmak, bağlantıları genişletip güçlendirmek, aslında “hospitality” dediğimiz Türkçe’de tam tercümesi misafirperverlik olan kavrama daha saygıdeğer ve maksatlı bir yaklaşım sunacak.

Butik lüks; daha sonra tasarım odaklı oteller ve destinasyonlar ile başlayan, biraz da bloggler’ların yönlendirdiği “Instagram turizmi” ile karışan bu alternatif turizm akımındaki eksik katmanın, tüm dünyanın yaşadığı bu zor günlerde ve tüketicinin son zamanlarda aradığı “amaç/maksat” olduğu görüldü. Bu arayışı aslında bir nevi sosyal medyada paylaşılan resimlerde de görmek mümkün – 2018 ve 2019 yılını tanımlayan “selfie” pozu, 2020’de yerini “doğa, kitap, kahve” resimlerine bıraktı. İnsanlar “fiziksel bir görüntü/snapshot”ın ötesinde bir mesaj verme istediğinde. Gittikçe birer iç gözlemcilere dönüşerek, etrafa daha entellektüel ve toplumsal bakış açısı ile gözlemleme arayışı var.

“Elevated Escapism/Entelektüel Kaçamak” bu yönde biraz daha lokasyon ile harmanlaşan ve bir amaç taşıyan bir deneyimin küratörlüğünü yapmak olarak da yorumlanabilir. Bir nevi az şey ile çok şey yapıp, tüketime lütufkar yaklaşmak. Turizm anlamında aslında daimi yeni bir deneyim yaratabilme becerisi, bu yönde de destinasyonu “tek seferlik bir deneyim algısından kurtarıp”, tüketmemek. Tabii bu tür derin ve yoğun deneyimler biraz daha fazla süre ihtiyacını da ortaya çıkaracak – bu kaçış biraz daha bir “sabbatical”a yani bir zamanlar üniversite öğretim üyelerine verilen ücretli uzun süreli seyahat iznine benzeyecek.

Yeni teknolojinin sunduğu imkanlar, özellikle uzaktan çalışma alanında, “Elevate Escapism”/Entelektüel Kaçamak akımını destekleyen ana araçlar olacak. Bu yükselen düşünce, felsefe ve turizm şekli, The Future Laboratory ve Design Hotels’in tanımladığı yeni bir gezgin türünü karşımıza çıkaracak: Promadic Traveler (Promad). Promad’lar bizim uzun süredir radarımızda olan, bir çoğumuzun imrendiği “bon vivant” olarak bildiğimiz “nomad”lar, fakat bir özelikleri daha var: proaktif ve “progressive”ler, bu doğrultuda da Promad’lar Progessive Nomad’lar (İlerici Göçebeler) olacak.

Kendilerini daha deneyim odaklı ve entelektüel olarak tanımlayan Promad’lar daha bilinçli gezginler olarak birçok konuya daha temkinli ve araştırmacı yaklaşacak. Bu konuların da önde geleni hepimizin bildiği üzere çevreye duyarlılık ve “sürdürebilirlik”. Bunun ötesinde toplumun gündeminden düşmeyen demografik değişim, ırk farklılıkları, cinsiyet eşitliği, genişleyen bağlanabilirlik gibi konular da Promad’ların dikkat edeceği konular arasında olacak. Bu doğrultuda aslında amaç ve gelişim ile beslenen Promad’lar nihayetinde kendilerini tüketici olarak değil, üreterek ve çevreye katkıda bulunarak kendilerini ve yerel toplumları geliştirmek için seyahat edenler olarak bilecekler. Sosyal medyada pazarlananlar ve/veya herkesin kolaylıkla eriştiği bilgi yerine güvendiği kaynaktan ve kendini ait hissettiği benzer düşünceye sahip komüniteden duyduklarını tercih edecek, hava yerine kara ve deniz yolculuğunu talep edecek, ve akıllı bankacılık ile kolay bütçeleme yapabilecek bu kitle için şeffaflık, gerçeklik, ham, filtrelenmemiş ve dokunulmamış (düzeltilmemiş) bilgi, gittikleri yerde pozitif bir etki bırakmak adına çok önemli olacak. Aslında seyahatlerine ekstra bir anlam ve gelişim katmanını ekleyerek Promad’lar yaşadıkları kusursuz deneyimi daha da yoğun yaşayacaklar diyebiliriz.

 

Paralel olarak Promad’lar bu değerleri seyahatlerini oluşturan tüm oyunculardan bekleyecek. Öz motivasyon ve girişimciliği ile öne çıkan bu gezginler kullandıkları markalardan da (otel, restoran, ulaşım, vs.) bu düşünceye sahip çıkmalarını talep edecek ve uymayanları da tercih etmeyecek. Future Laboratoy ve Design Hotels’in de altını çizdiği gibi, umut; bu yükselen Promadic yaşam tarzının sadece daha bilinçli bir turizm sektörü beslemeden öteye geçmek ve daha sürdürülebilir bir dünyanın temellerini atıp kuvvetlendirmek.

Sestri bültenlerine üye ol!

Sestri Lifestyle hakkında tüm bilgilere ulaşın.

    Sestri & Dinle

    Merhabamız rengini Ege’den alır…

    Kırmızımız rengini Mevlana ve Yunus’un Aşk’ından getirir…

    Boyandık yola düştüğümüzde Ege’den maviye; karadaki denizden de kırmızıya.

    Şimdi Sestri ve Dinle birlikte boyayacak tüm dünyayı ve Anadoluyu yeniden ve en yenisinden maviye kırmızıya….

    Serendipians